Baskıyla alınan istifa, işçinin gerçek iradesini yansıtmadığı ispatlanırsa hukuken işçiyi bağlamaz. Bu durumda iş sözleşmesi işçi tarafından değil işveren tarafından sona erdirilmiş sayılır ve kıdem ile ihbar tazminatı ya da işe iade gündeme gelir.
Zor olan kısım hakkın varlığı değil ispattır, çünkü dilekçe işçinin kendi el yazısıyla ve imzasıyla durur. Baskı hukuken korkutma sayılır ve işçi, korkutmanın etkisinin kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde istifayla bağlı olmadığını işverene bildirmelidir. Baskı ispatlanırsa iş güvencesi kapsamındaki işçi işe iade, diğerleri kıdem ve duruma göre ihbar tazminatı isteyebilir.
İçindekiler7 başlık
İstifa Dilekçesinin İrade Bozukluğu Nedeniyle Bağlamaması
İstifa tek taraflı bir irade beyanıdır ve sözleşmelerdeki irade bozukluğu hükümleri ona da uygulanır. Sıkça karıştırılan bir nokta var: TBK m.30 ve m.31 yanılmayı düzenler, baskı ise korkutma olarak m.37 ve m.38’de yer alır, aldatma m.36’dadır.[1]
Korkutmanın kurulması için işçinin kendisinin ya da yakınlarının kişilik haklarına veya malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesine inanmakta haklı olması gerekir. Hakkın kullanılacağı tehdidiyle alınan istifada da korkutma kabul edilebilir, ancak tehdit eden işverenin işçinin zor durumundan aşırı bir menfaat sağlamış olması aranır.[2]
| İşverenin yaptığı | Hukuki nitelik | Dayanak |
|---|---|---|
| “İmzalamazsan hakkında suç duyurusunda bulunurum” demesi | Hakkın kullanılacağı tehdidi, aşırı menfaat şartıyla korkutma | TBK m.38/2 |
| “İmzalamazsan hiçbir hakkını alamazsın, kapıdan çıkarız” demesi | Ağır ve yakın zarar korkusu | TBK m.37, m.38/1 |
| Gerçeğe aykırı biçimde “işyeri kapanıyor, istifa etsen de aynı” demesi | Aldatma | TBK m.36 |
| Tazminatları hemen ödeme vaadiyle istifa yazdırması | Gerçek istifa iradesi yok, işveren feshi | TBK m.36, m.37 |
Son satırdaki durum uygulamada çok görülür. İşçi kıdem tazminatını alabilmek için “istifa” yazmaya ikna edilir, ödeme yapılmaz. Aynı baskı ödemeyle birlikte imzalatılan ibra metninde de görülür; imza öncesi kontrol için ibra protokolü örneğine bakmak yeterli olur.
Bir Yıllık Bildirim Süresi
İrade bozukluğundan yararlanma hakkı sınırsız beklemeyi kaldırmaz. Kanun, yanılmayı ya da aldatmayı öğrenme veya korkutmanın etkisinin ortadan kalkma anından başlayan bir yıllık süre koyar.
Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.[3]
Burada aranan şey dava açmak değil, bağlı olmadığını bildirmektir. Bildirim ihtarnameyle, noter aracılığıyla ya da KEP ile yapılırsa tarih tartışması çıkmaz. Korkutmanın etkisi çoğu dosyada işçinin işyerinden ayrıldığı gün sona erer, işveren hala işçinin sigorta ve alacak durumunu elinde tutuyorsa bu tarih ileri gidebilir.
Süre konusu davada işverence ileri sürülür.
Bir şantiye formeni davasında işveren, irade fesadı iddiasının bir yıllık süre içinde ileri sürülmesi gerektiğini temyizde savundu, 9. Hukuk Dairesi temyiz itirazlarını yerinde görmeyerek bozmaya uygun kararı onadı. Kararda istifa dilekçesinin işverenin baskısıyla alındığı kabul edilmiş ve çeşitli baskılarla istifanın istenip işçinin buna uymasının işveren feshi sayıldığı belirtilmişti.[4]

İspat Yükü ve Mahkemenin Baktığı Deliller
İrade fesadını ileri süren işçi bunu ispatlamak zorundadır. Bir şoförün davasında ilk derece mahkemesi işçi delil gösteremediği için davayı reddetti, bölge adliye mahkemesi de başka bir gerekçeyle reddetti ve 9. Hukuk Dairesi bu ret kararını onadı.[5]
Dosyalarda tekrarlayan tablo şöyledir: dilekçede imza inkar edilmez, tanık yoktur ya da tanık yalnızca “işçinin üzgün olduğunu” söyler, işçi birkaç gün içinde başka işyerinde sigortalı olur. Böyle bir dosyada baskı iddiası çoğunlukla düşer.
Bir restoran müdürü davası bu dengeyi iyi gösteriyor. İlk derece mahkemesi dört yılı aşkın kıdemi olan işçinin hayatın olağan akışına aykırı biçimde tazminatsız ayrılmayacağını ve istifanın yanında ibraname alınmasının çelişkili olduğunu kabul etmişti. Bölge adliye mahkemesi ise dilekçede “hiçbir hak talep etmeden” yazdığını, işçinin üç gün sonra başka restoranda çalışmaya başladığını ve baskının ispatlanmadığını gerekçe yaparak tazminatları reddetti, Yargıtay da onadı.[6]
Benzer biçimde istifanın ertesi gün başka bir işverende sigorta girişi yapılan işçi, yazdırıldığını ispatlayamadığı için kıdem tazminatını alamadı.[7]
| Delil | Neyi gösterir | Zayıf yönü |
|---|---|---|
| Mesaj, e-posta, ses kaydı | Tehdidin kendisi ve zamanı | Kaydın hukuka uygun alınmış olması tartışılabilir |
| Dilekçenin kimin tarafından yazıldığı | Metnin işverence hazırlandığı | İmza ve el yazısı işçiye ait ise tek başına yetmez |
| Tazminat ödenmemesi, çıkış kodu | İstifa ile işveren beyanı arasındaki çelişki | Kod tek başına baskıyı ispatlamaz |
| Aynı gün alınan ibraname | Hesabın kapatılmak istendiği | Ödeme yapılmamışsa ibranamenin kendisi ayrı sorundur |
| Tanık | Görüşmenin içeriği | Tanığın olayı görmüş olması gerekir, duyduğunu aktarması zayıf kalır |
İmzanın inkarı ayrı bir yoldur. İstifa dilekçesinin kendisine ait olmadığını söyleyen işçinin davasında 9. Hukuk Dairesi, irade fesadı ispatlanamamış olsa bile imzanın işçiye ait olup olmadığının belirlenmesi gerektiğine, imza işçiye aitse sözleşmenin istifa ile sona ermiş sayılacağına hükmetti.[8]
Baskı Kabul Edilirse Açılan Yollar
İstifanın sakat olduğu sonucuna varılırsa işçinin önünde iki hukuki yol vardır ve ikisi aynı dilekçede sıralı talep olarak da ileri sürülebilir.
Birinci yol işe iade davasıdır. Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerinde en az altı aylık kıdemi olan işçi geçerli sebep isteyebilir.[9]
Dava öncesi arabulucuya başvuru zorunludur ve bu başvuru fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde yapılır.[10] İstifada tebliğ edilmiş bir fesih bildirimi bulunmadığından süre başlangıcı tartışmalıdır, bu yüzden temkinli yol arabulucuya istifa tarihinden itibaren bir ay içinde gitmektir.
İkinci yol tazminat talebidir. İşveren fesih yaptığında işçi kıdem tazminatına hak kazanır.[11]
Fesih haklı nedene dayanmıyorsa ihbar tazminatı da istenir. İşveren gözdağı verdiği, hapsi gerektiren suçla tehdit ettiği ya da ücreti ödemediği için işçi açısından haklı fesih nedeni de oluşmuş olabilir.[12] Haklı fesih hakkının kullanılması için altı iş günü sınırı vardır.[13]
İşçinin davada hangi yolu seçeceği, işyerinde çalışan sayısına, kıdemine ve işe dönmek isteyip istemediğine bağlıdır.

İrade Sakatlığını Bildiren Yazı Örneği
Aşağıdaki metin bir yıllık süreyi korumak için gönderilen ihtarnamenin iskeletidir. Köşeli alanlar olayınıza göre doldurulur ve tarih, tanık, mesaj gibi somut olgular mutlaka yer alır.
İHTARNAME
GÖNDEREN: [İşçi adı soyadı, T.C. kimlik no, adres]
MUHATAP: [İşveren unvanı, adres]
KONU: [Tarih] tarihli istifa dilekçesinin irade bozukluğu nedeniyle bağlayıcı olmadığının bildirilmesi
[Tarih] tarihinde yöneticiniz [ad], bana [tehdit ya da yanlış bilginin açık ifadesi] diyerek [dilekçeyi yazmaya ve imzalamaya] yönlendirdi. Dilekçe serbest iradeyle verilmedi, [tanık/mesaj/kayıt varsa belirtilir].
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 36, 37, 38 ve 39. maddeleri uyarınca anılan istifa beyanıyla bağlı olmadığımı bildiririm. İş sözleşmem tarafınızdan sona erdirilmiş sayılmalıdır, bu nedenle işe iade ve tazminat haklarım saklıdır.
[Tarih]
[Ad Soyad]
(İmza)
Dosyayı Zayıflatan Sık Hatalar
- Baskıdan sonra aylarca sessiz kalmak ve ilk yazılı bildirimi bir yıla yakın yapmak
- İstifa gününden itibaren başka işe girip dava dilekçesinde “zorla çıkarıldım” demek
- Dilekçeyle birlikte alınan ibranameyi ya da ödeme belgesini saklamamak
- Tanığı olay yerindeki kişi yerine yalnızca arkadaş çevresinden seçmek
- Çıkış kodunun kıdem tazminatını çözeceğini sanıp dava açmamak
Sık Sorulan Sorular
Aşağıdaki cevaplar genel hukuki çerçeveyi anlatır ve dosyanızın delillerine göre değişebilir.
Bu yazı genel bilgi niteliğindedir. İstifa dilekçeniz, mesajlarınız ve çıkış kaydınız elinizdeyken sürelerinizi bir avukatla birlikte netleştirmeniz yerinde olur.
Kaynaklar
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.30-31 (yanılma), m.36 (aldatma), m.37-38 (korkutma) ↩
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.38/1 ve m.38/2 ↩
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.39/1 ↩
- Yargıtay 9. HD, E.2025/6700 K.2025/6825, 24.09.2025 ↩
- Yargıtay 9. HD, E.2026/1586 K.2026/3809, 27.04.2026 ↩
- Yargıtay 9. HD, E.2026/1941 K.2026/4407, 13.05.2026 ↩
- Yargıtay 9. HD, E.2026/864 K.2026/1344, 16.02.2026 ↩
- Yargıtay 9. HD, E.2025/1363 K.2025/4013, 05.05.2025 ↩
- 4857 sayılı İş Kanunu m.18/1 ↩
- 4857 sayılı İş Kanunu m.20/1 ↩
- 1475 sayılı İş Kanunu m.14/1 ↩
- 4857 sayılı İş Kanunu m.24/II-c ve m.24/II-e ↩
- 4857 sayılı İş Kanunu m.26/1 ↩